Sabır: her şeyin bir vakti var

Bazen tahammül sınırlarımızı aşan şeyler yaşayabilir, olduğumuzdan çok farklı düşünmeye, hissetmeye başlayabilir, davranışlarımızı anlayamayacak hale gelebiliriz.

“Ne yapalım işte, başımıza bu geldi! Sabredeceğiz, mecbur!” sabır değildir. Bu insanı içten içe yiyip bitirir.

Hele de haksızlık karşısında susup oturmak… Bence insanlık dışı bir şey…

Peki ama ne yapmalıyız?

Öncelikle elimizde ne var ne yok bir bakalım: O durumla ilgili, olumlu ve olumsuz her şeye.

Olumsuz durumu düzeltmek için yapabileceğimiz bir şey var mı? Cevap “Yok”sa eğer, belki bize öyle geliyordur. Bir bilene, bizi anlayacak, dinleyecek birine sorabiliriz.

Misal, hukukî konular için, danışanları bir hukukçuya yönlendiririm, hastalıklar için uzman doktora…

Teşhis olmadan tedavi yanlış olur, hatta hayata mal olabilir. İyi bir teşhis de tedavinin yarısı ve rehberidir bence.

Gerekli her şeyi öğrendik diyelim: Ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız, bu ne kadar sürer, çıkabilecek aksilikler neler, o durumda ne yapılır ve kime danışılır…

Yardım istememiz gerekiyor mu ve kimden, nasıl, ne zaman? Bu kişi ya da kişiler yardım etmezse, alternatif var mı?

Önümüze bir yol haritası koyduk, aşamaları tek tek belirledik…

Şimdi harekete geçme zamanı. İşte sabır bize burada gerekiyor. “Sabırla koruk helva olur.” Doğan çocuk, iki günde koşamaz; bir yıldan fazla zaman gerekir.

Elinizden gelen her şeyi yaptınız ve sizden ya da sizin dışınızdaki sebeplerden kaynaklı sonuç umduğunuz gibi olmadı, hiçbir şey düzelmedi, hatta daha kötüye gitti diyelim.

Kendimizi yerden yere vurmuyoruz, insan olduğumuzu unutmuyoruz, kendimize lazımız, iyi davranmalıyız

En kötüsü, insanın kendine ve hayata küsmesidir. Bunu yapmıyoruz!

Dış etkenlere bağlı sorunlar da üstesinden gelemeyeceğimiz gibiyse…

Rotayı tekrar hesaplayıp yeni bir hedef belirliyoruz. “Olayları değiştiremiyorsan, bakış açını değiştir.”

Ve tevekkül: “Ben elimden geleni yaptım…” diyebilmenin rahatlığı…

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.